Çarşamba, Nisan 23
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
 
posted by ~ GisMo ~ at 10:12 | 0 comments
Cumartesi, Nisan 5
Yalnızlığımı düğümlüyorum şimdi ayağıma.. Çözülmemecesine bağlıyorum.. Sıkıyorum.. Ayaklarım acıyor. Yüreğime benzetiyorum sonra.. Sıktıkça acıyor!
Birbirine dolaşıyor ayaklarım. Düşe kalka yürümeye çalışıyorum.Olmuyor! Düşüyorum da, düştüğüm yerden kalkamıyorum aslında.. Gittikçe batıyorum..Canım acıyor..Ayaklarım dolanıyor..Yüreğim susuyor..

İsyan etmek istemiyorum artık. Ben böylede yaşayabilirim aslında. Neden olmasınki?!.. Diye düşünüyorum ama..Sadece düşünmekle yetiniyorum aslında...
Biliyorum.. Yaşamalıyım herşeye inat.
Biliyorum.. Hayat ben varsam var.
Kukla gibi oynatıyo beni hayat. Sürükleniyorum ordan oraya.. Dolanıyorum etrafında. Farkında bile değilsin!
Oynatıyorlar beni!! Karşı gelemiyorum oyunlara!
Yoruldum artık... Bitsin savaşlar.. BİT artık!!

Oysaki düşüncelerim farklıydı benim.. Ne kadar değişiyormuş insan.. Yaş ilerledikçe düşüncelerde değişiyormuş.. Büyüdükçe anlıyor insan..
Böylesi en güzeli belkide..Ters düz yaşıyorum hayatı...Kaybettiğim zamanı...

Ellerimle tutuyorum artık hayatı...
Yakalamaya çalışıyorum, zindan ettiğim zamanı..
Artık herşey farklı olucak.. Eski ben'le karşı karşıyasın.. İster ağla, ister sevin; Sana inat yaşayacağım bu hayatı.....

Ne sanıyosun sen hayatı pembe bi eLbise mi ?
Bıkmadın mı etrafa
Pembe gözLükLerLe bakmaktan
Ya da poLyannacıLık oynamaktan?
Geçmiyor işte acıLar
Kaç kez anLatıcam sana
AğLama PaLyaço Makyajın Akar...
 
posted by ~ GisMo ~ at 11:41 | 2 comments